<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Cinsellik &#8211; Güncel ve Yararlı Ansiklopedik Bilgiler BilgiNe.Net</title>
	<atom:link href="https://www.bilgine.net/bilgi/cinsellik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgine.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 17 Sep 2016 00:39:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.1</generator>
	<item>
		<title>Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Nelerdir?</title>
		<link>https://www.bilgine.net/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-nelerdir</link>
					<comments>https://www.bilgine.net/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-nelerdir#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilgine]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Sep 2016 00:39:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgine.net/?p=3609</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Genelde korunmasız cinsel ilişkiyle bulaşan genellikle üreme organlarında belirtiler gösteren ve çoğu zaman da belirti göstermeden seyreden hastalığı cinsel yolla bulaşan hastalık denir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklara virüs neden olur. İnsanda hastalık yapan 20 den fazla virüs bulunur. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan AIDS ve Hepatit B gibi hastalıklar hariç hastalıkların çoğunu tedavisi ucuz ve [&#8230;]</p>
<p>&lt;p&gt;The post <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-nelerdir">Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Nelerdir?</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net">Güncel ve Yararlı Ansiklopedik Bilgiler BilgiNe.Net</a>.&lt;/p&gt;</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong></strong>Genelde korunmasız cinsel ilişkiyle bulaşan genellikle üreme organlarında belirtiler gösteren ve çoğu zaman da belirti göstermeden seyreden hastalığı cinsel yolla bulaşan hastalık denir.</p>
<p>Cinsel yolla bulaşan hastalıklara virüs neden olur. İnsanda hastalık yapan 20 den fazla virüs bulunur. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan AIDS ve Hepatit B gibi hastalıklar hariç hastalıkların çoğunu tedavisi ucuz ve başarılıdır. Hastalık tedavi edilmediğinde hastalığın neden olduğu virüs vücutta yayılmaya devam ederek ciddi Sağlık sorunlarına ve ölüme neden olabilir. Kısırlığın en önemli nedenlerinden biri tedavi edilmemiş cinsel yolla bulaşan hastalıklardır.</p>
<h2>
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıkların Bulaşma Yolları</h2>
<p>*Hastalık yapan virüsler yoğun olarak penis vajina anüste (makas) ve bu organlardan salgılanan sıvılarda bulunur. Bunlar ağız içinde de bulunabilir.</p>
<p>* Bazı cinsel yolla bulaşan hastalıklar yaralı olan deri ile doğrudan temas ile geçebilir. Örneğin Herpes ve genital siğiller gibi.<br />
*Bazı cinsel yolla bulaşan hastalıklar (AIDS Hepatit B gibi) kan ve kan ürünlerinin sağlıklı bireylere verilmesi ya da kirli enjektörlerle ve diğer araç gereçlerle bulaşır.</p>
<p>* Bu hastalıklar aynı zamanda kan yoluyla plasentadan geçerek gebelik sırasında ya da doğum esnasında veya Bebek doğduktan sonra süt yoluyla bebeğe geçebilir.</p>
<h2>
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıkların Belirtileri Nelerdir?</h2>
<p>*Penis, anüs ya da vajinadan normal olmayan akıntı gelmesi</p>
<p>*İdrar yaparken yanma ya da ağrı olması</p>
<p>* Karnın üst bölümünde ağrı ve hassasiyet bazen ateş ve bulantı olması</p>
<p>* Cinsel ilişki sırasında ağrı duyulması</p>
<p>* Cinsel organlarda yara ağrılı şişlik kızarıklık ve deri değişikliklerin olması</p>
<h2>
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan Korunma Yolları Nelerdir?</h2>
<p>*Tek eşli bir cinsel yaşam tercih edilmeli</p>
<p>* Korunmasız cinsel ilişkiden kaçının malı Kondom kullanılmalı</p>
<p>*Riskli cinsel davranışlardan (penisin ağza alınması, anüsten ilişkiye, derin ve ıslak öpüşmeler ve benzeri) kaçınılmalı</p>
<p>* Kulak deldirme, manikür, pedikür yaptırma, sünnet olma, epilasyon, dövme yaptırma gibi işlemlerde tek kullanımlık ya da sterilize edilmiş aletlerin kullanılmasına dikkat edilmeli</p>
<p>*Başkasına ait diş fırçası ve tırnak makası kullanılmamalı</p>
<p>* Kan ve kan ürünleri kullanılacaksa testlerinin yapıldığında emin olunmalı</p>
<p>* Cinsel yolla bulaşan hastalık belirtisi fark edildiğinde en yakın sağlık kuruluşu kuruluşuna başvurulmalı</p>
<p>* Cinsel yolla bulaşan hastalık şüphesi varsa tedavi olmadan gebe kalınmamalıdır.</p>
<p>&lt;p&gt;The post <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-nelerdir">Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Nelerdir?</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net">Güncel ve Yararlı Ansiklopedik Bilgiler BilgiNe.Net</a>.&lt;/p&gt;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgine.net/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar-nelerdir/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kızlık Zarı Diktirme Ankara</title>
		<link>https://www.bilgine.net/kizlik-zari-diktirme-ankara</link>
					<comments>https://www.bilgine.net/kizlik-zari-diktirme-ankara#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilgine]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Aug 2016 19:45:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgine.net/?p=3131</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kızlık Zarı Diktirme Ankara da yer alan Uzay Yıldırım ve ekibinin kusursuz çalışmalara imza attığı özel muayenehanesinde, açıldığı günden bu yana yapılmakta olan aslında günümüzde pek tercih edilmese de yine kimi zaman gerekli olan bir işlemdir.  Kızlık zarı vajina girişinde yaklaşık 2 cm içeride bulunan bir deri tabakası olup, cinsel ilişki esnasına yırtılarak aslında olmayan [&#8230;]</p>
<p>&lt;p&gt;The post <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net/kizlik-zari-diktirme-ankara">Kızlık Zarı Diktirme Ankara</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net">Güncel ve Yararlı Ansiklopedik Bilgiler BilgiNe.Net</a>.&lt;/p&gt;</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.uzayyildirim.com/kizlik-zari-dikimi" target="_blank" rel="noopener">Kızlık Zarı Diktirme Ankara</a> da yer alan Uzay Yıldırım ve ekibinin kusursuz çalışmalara imza attığı özel muayenehanesinde, açıldığı günden bu yana yapılmakta olan aslında günümüzde pek tercih edilmese de yine kimi zaman gerekli olan bir işlemdir.  Kızlık zarı vajina girişinde yaklaşık 2 cm içeride bulunan bir deri tabakası olup, cinsel ilişki esnasına yırtılarak aslında olmayan işlevini tamamen yitirmektedir. Kadınların sağlığı açısından herhangi bir önemi bulunmayan kızlık zarının, sadece toplum baskısı nedeni ile diktirilme işlemi yapılmaktadır. Bazı durumlarda gerekli olan bu işlemi fiyatlandırılması da kişiye göre ve tekniğe göre de değişebilmektedir.</p>
<p>Bekaret Kontrolü yine kliniğimizde yapılan ve kadınların aslında pek e hoşlanmadığı bir muayene şeklidir. Gene jinekolojik muayeneden herhangi bir farkı bulunmayan <a href="http://www.uzayyildirim.com/bekaret-kontrolu" target="_blank" rel="noopener">bekaret kontrolü</a> cinsel ilişki sonrasında, ya da herhangi bir bölgeyi zedelendirici kaza sonucunda gerekli olabilmektedir. Bu gibi durumlarda eğer kızlık zarı yırtılması gerçekleşmiş ise ve hasta onarımını talep ederse hekimimiz işlemi kısa sürede gerçekleştirerek kızlık zarının onarımını yapabilmektedir. Yarım saat gibi kısa bir sürede yapılan bu işlemde hastaların talebine göre anestezi şekli belirlenir ve uygulamaya da hemen başlanır. Bekaret kontrolü ve kızlık zarına dair yapılacak her işlemde hasta ile hekim arasındaki güven ve gizlilik oldukça önem taşıdığından hekim seçimi son derece önemlidir.</p>
<p>Kızlık Zarı Onarımı yine kliniğimizde biraz önce de söz ettiğimiz gibi kolaylıkla ve kısa sürede gerçekleştirilmekte olan bir işlemdir. Genel ya da lokal anestezi altında yapılabilir ve hasta işlem sonrasında günlük yaşamına geri dönebilir. Ancak işlem ardından kişilerin 1 hafta boyunca ağır kaldırmaları ve spor yapmaları yasaktır. Bunun dışında her günleri nasılsa yine o şekilde devam edebilmektedirler. Ayrıca doktorun verdiği ilaçların kullanımı da iyileşme açısından mutlaka aksatılmamalıdır. <a href="http://www.uzayyildirim.com/kizlik-zari-onarimi-hymenoplasti" target="_blank" rel="noopener">Kızlık zarı onarımı</a> ve diğer kızlık zar uygulamaları hakkında bilgi için www.uzayyildirim.com internet adresimizi ziyaret edebilir ve sitede yer alan iletişim numaralarımızdan bizleri arayarak randevu alabilirsiniz.</p>
<p>&lt;p&gt;The post <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net/kizlik-zari-diktirme-ankara">Kızlık Zarı Diktirme Ankara</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net">Güncel ve Yararlı Ansiklopedik Bilgiler BilgiNe.Net</a>.&lt;/p&gt;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgine.net/kizlik-zari-diktirme-ankara/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hamilelik Şansını Arttıran Hesaplamalar</title>
		<link>https://www.bilgine.net/hamilelik-sansini-arttiran-hesaplamalar</link>
					<comments>https://www.bilgine.net/hamilelik-sansini-arttiran-hesaplamalar#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilgine]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2014 00:30:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgine.net/?p=1001</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyük bir aşk ile evlenen çiftlerin, evliliklerindeki en büyük beklentileri hiç şüphesiz ki bir bebeklerinin dünyaya gelmesidir. Anne ve baba olmak isteyen çiftler, bebeklerinin olabilmesi için birtakım yöntemler denemekte ve uzmanlar kontrolünde tedavilerini olmaktadırlar. Kadınların sağlıklı bir Hamilelik ve Gebelik dönemi geçirebilmeleri için çiftlerde hiçbir problem olmasa bile bir doktor kontrolünde bu sürece başlamaları ve [&#8230;]</p>
<p>&lt;p&gt;The post <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net/hamilelik-sansini-arttiran-hesaplamalar">Hamilelik Şansını Arttıran Hesaplamalar</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net">Güncel ve Yararlı Ansiklopedik Bilgiler BilgiNe.Net</a>.&lt;/p&gt;</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük bir aşk ile evlenen çiftlerin, evliliklerindeki en büyük beklentileri hiç şüphesiz ki bir bebeklerinin dünyaya gelmesidir. Anne ve baba olmak isteyen çiftler, bebeklerinin olabilmesi için birtakım yöntemler denemekte ve uzmanlar kontrolünde tedavilerini olmaktadırlar. Kadınların sağlıklı bir <strong>Hamilelik ve Gebelik</strong> dönemi geçirebilmeleri için çiftlerde hiçbir problem olmasa bile bir doktor kontrolünde bu sürece başlamaları ve de devam ettirmeleri gerekmektedir. Bu gereklilikler eşliğinde hem anne adayının sağlığı hem de anne karnındaki bebeğin sağlığı koruma altına alınabilmektedir.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1002" src="https://bilgine.net/wp-content/uploads/2014/11/yumurtlama-gunu-hesaplama.jpg" alt="yumurtlama-gunu-hesaplama" width="650" height="409" srcset="https://www.bilgine.net/wp-content/uploads/2014/11/yumurtlama-gunu-hesaplama.jpg 650w, https://www.bilgine.net/wp-content/uploads/2014/11/yumurtlama-gunu-hesaplama-300x189.jpg 300w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Hamilelik çok ciddi ve de önemli bir süreç olduğundan özellikle de kadınların bu sürece girmeden önce birtakım değişiklikler yapmaları gerekmektedir. Daha düzenli bir beslenme alışkanlığı, sağlıklı bir yaşam ve de yapılan sporlar sonrasında anne adayı bir bebeği dünyaya getirecek kadar sağlıklı duruma gelebilmektedir. Anne olmak isteyen kadınların uygun zaman ve koşullar sonrasında bu süreci planlayabilmeleri ile <strong>Hamilelik Hesaplama</strong> aşamalarını da en iyi şekilde bilmesi gerekmektedir. Bu aşamalar genellikle kadınların regl dönemlerini düzgün olarak takip etmesi ile gerçekleşmektedir. Sadece bir ay değil önceki birkaç ayında düzenli takviminin tutulması hamilelik hesaplama işlemlerindeki doğruluk payını daha da arttırmaktadır. Bu nedenle de kadınların hamile kalmak istediklerinde bu takvimlere çok daha özen göstermeleri gerekmektedir.</p>
<p>Hamilelik şansını arttıran bir diğer önemli hesaplamalar ise <strong>Yumurtlama Günü Hesaplama</strong> işlemleri olmaktadır. Hamilelik ile yakından ilgisi olan yumurtlama günü ise kadınlar tarafından büyük bir özen gösterilmesi gereken konular arasında yer almaktadır. Düzenli bir şekilde regl takvimini tutan ve bunu bir doğum kontrol uzmanı eşliğinde yapan kadınların, hamile kalma şansları çok daha fazla olmakta olup aynı zamanda hamile süreçleri çok daha rahat ve keyifli geçebilmektedir.</p>
<p>&lt;p&gt;The post <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net/hamilelik-sansini-arttiran-hesaplamalar">Hamilelik Şansını Arttıran Hesaplamalar</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net">Güncel ve Yararlı Ansiklopedik Bilgiler BilgiNe.Net</a>.&lt;/p&gt;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgine.net/hamilelik-sansini-arttiran-hesaplamalar/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın ve Cinsel Yaşamı</title>
		<link>https://www.bilgine.net/kadin-ve-cinsel-yasami</link>
					<comments>https://www.bilgine.net/kadin-ve-cinsel-yasami#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilgine]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 16:18:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgine.net/?p=462</guid>

					<description><![CDATA[<p>Haz ile ilgili bir konu ele alınırken, yazı başlığının Kadın ve Cinsel Yaşamı olması ayrı bir önem taşıyor. Çünkü, haz alma açısından cinsellikle erkek birlikte düşünülürken, kadın ancak cinsel yaşamın pasif katılımcısı, ya da gözü gönlü süsleyen, pornografi ve argoda yerini alan baş tacıdır. Cinsel haz kadının da hakkıdır demiyeceğim. Zaten haklılık, haksızlık tartışıldığında, suçlular [&#8230;]</p>
<p>&lt;p&gt;The post <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net/kadin-ve-cinsel-yasami">Kadın ve Cinsel Yaşamı</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net">Güncel ve Yararlı Ansiklopedik Bilgiler BilgiNe.Net</a>.&lt;/p&gt;</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://bilgine.net/wp-content/uploads/2012/02/kadin-ve-cinsel-yasami.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-463" title="Kadın ve Cinsel Yaşamı" src="https://bilgine.net/wp-content/uploads/2012/02/kadin-ve-cinsel-yasami.jpg" alt="Kadın ve Cinsel Yaşamı" width="531" height="285" /></a><br />
Haz ile ilgili bir konu ele alınırken, yazı başlığının Kadın ve Cinsel Yaşamı olması ayrı bir önem taşıyor. Çünkü, haz alma açısından cinsellikle erkek birlikte düşünülürken, kadın ancak cinsel yaşamın pasif katılımcısı, ya da gözü gönlü süsleyen, pornografi ve argoda yerini alan baş tacıdır.</p>
<p>Cinsel haz kadının da hakkıdır demiyeceğim. Zaten haklılık, haksızlık tartışıldığında, suçlular aranarak işbirliği akıllardan uzak tutulmaktadır . Bu yazıda şu sorulari tartışmak istiyorum. Kadın cinsellikten ne kadar anlar? Cinsel yaşam onu ne kadar ilgilendirir? Cinselliğin ikili yaşam içinde önemi, aksayan yönleri nelerdir? Cinsel tedavilerin etkinlik şansı nedir? Kadının cinsel sorumluluğu kimdedir? Ve cinsiyet ayırımına &#8216;göre yetiştirilmenin ne zararı var? Cınsel bir sorunla kliniğe başvuran bir kadının, bu sorunun ortadan kalkması süreci içinde nasıl bir gelişme izlediğini görmek bu soruları yanıtlamayı kolaylaştırıyor. Bir çiftin sevişmesinde kadın ve erkeğin tüm bedeni, fizyolojisi, psikolojik beklenti ve doyum farklılıkları gözetildiğinde, o çiftin birlikte olmaktan duydukları haz ve sevinç artmaktadır. Ancak bu durumun çabuk unutulduğu, cinselliğe gereken emeğin verilmediği de bir gerçek.</p>
<p>Kadın cinselliği, katlanan kadın olarak düşünüldüğünde akla monotonluk, haz olarak düşünüldüğünde olağanüstülük gelir. Oysa kadın cinselliğini, günlük yaşamın olağan hazlarından biri olarak içe sindirilmelidir. Evli, bekar, anne, nine, güzel, çirkin kadın nasıl olursa olsun yaşamı boyunca tıpkı erkeklerde olduğu gibi bireysel farklılıkları ile cinselliğini yaşar. Yaşamın her yönünde cinsellik vardır, sınır koyamayız. Cinsel gelişim kişilik gelişiminin bir parçasıdır. kadının kadınlığını, erkeğin erkekliğini tanıması, hissetmesi ve bilmesidir. Cinsel güveni insanın kendine güvenmesinden de ayıramayız. Çeşitli açılardan kendini geliştirmiş insanın kendine cinsel güveninin de olması .hiç de kötü birşey değildir.</p>
<p>Ancak bu, yetiştirilmeden başlıyatak kadınlarda desteklenmez. Tam tersine karşı cins iletişimini, sevgisini geliştiren bir genç kız için, ailesi, cinsel gelişimi iyi gidiyor diye sevinç duymaz. Duygularından dolayı suçluluk duyması için ne gerekirse yapılır, Ama anne- baba yine de kızlarının mutlu bir evlilik yapmasını çok arzular. Anne babalar.çocuklarına kendileri de cinsellikle gerçekte olduğundan daha az ilgiliymiş izlenimi verirler. Görünen, babaların cinsel ilgisinin annelerden çok daha fazla olduğudur. Hatta bu fazla ilgi evin dışındaki güzel kadınlaradır çoğu zaman. Anneler genel32 de erkek arzusunalkatılan veya katlanandır. Ailede cinselliğin gerek yetişkinler gerek çocuklar için yok sayılması bir cinsel eğitim şeklidir. Çocukların ilerdeki cinsel yaşam zorluklarının ilk kaynağıdır. Örneğin; annesinin sevişmeye istemiyerek katlandığını bir şekilde bilen bir çocuğun eş seçimi, cinsel tutum ve davranışları bu durumdan etkilenir. &#8216; İlişkiler ve cinsellik insana sevilmeye değer olduğunu yaşatır. Bu, kadınlığın ve erkekliğin bir açıdan onaylanmasıdır.</p>
<p>Cinselliği tanımlamak kolay değil. Akla gelen kelimeler; haz, arzu, üreme, yaşama, aşk ve yakınlık&#8217; dır. Montagu, iyi bir aşk ilişkisinde, iki kişinin temel gereksinim hiyerarşisinin bir hiyerarşiye doğru çekildiğini belirtir. Bir insanın diğer bir insanın gereksinimlerini kendisininmiş gibi hissetmesini birisi ile ilgilenme sorumluluğu olarak adlandırır. (Montagu, 1974). Yalo m, sağlıklı bir sevgi ilişkisinin iki kişi arasında var olan mesafenin bağlanması olduğunu söyler ve şunu ekler. &#8220;Yaşamda yalnızız, başkaları ile kurduğumuz bağlantılar bize güven verir. Bu da yalnızlığımızı daha kabul edilir bir şekilde karşılama yetisi verir bize&#8221;. (Yalom, 1975) Çift ilişkilerini duygusal ve narsisistik kaynaklar etkilemektedir. ilişkilerde sıcaklık, korunma, aşk, cinsellik ve yakınlık yaşanır. (Çift ilişkilerinde) Araya giren olaylar maddi doyum sağlayan kaynaklardan çok daha fazla risklidir, çünkü kırılganlıklar fazladır. Gerçekçi mesafeler yaratıldığı sürece sürekli ilişkide yoğun cinsellik mümkün olabilir. Cinsel sorunlar ise insana haz ve doyum kaybetmekten öte bir ızdırap verir. Bunlar, sevilmeme korkusu, terkedilme korkusu ve yalnızlık korkusudur. İnsanın kendine güveni sarsılır. Küçük düşme, gururu incinme duygusu, kişide kadınlığına ve erkekliğine kötü davranılmışlık duygusu uyandırır. Cinsel sorunlar eskiye göre ne azaldı ne de çoğaldı. Ama ilişkiler şimdi cinsel sorunlara karşı çok kırılgan. İnsanlar cinselliğin önemini daha çok farketmeye başladılar ve edilgen bir şekilde sorunu sürdürmeye gitmiyorlar. Son yıllarda yaygın olan cinsel tedaviler aşk yaratmaz, fakat çoğunlukla tedavi sürecinde aşkı ifade etme yolunu açar, savunmaları ve aşkı engelleyen şeyleri kaldırabilir. (Arentewicz-Schmidt, 1983). Cinsel işlev bozukluklarından söz ederken, cinsel ilgi ve tepkinin birkaç aydan beri (3-6) değişmesi ve düzelmemesi olarak tanımlıyabiliriz. Akla gelen şu soru özellikle kadınlar için merak ve endişe konusudur. Cinsel sorunların nedenleri ve çareleri ne olabilir? Bu soruyu yanıtladığımızda, sorunun tek sorumlusunun yakınan kişi olmadığını görürüz. Cinsel aksaklıklar cinsel çatışma, endişe, kitlenme, yanlış ve eksik öğrenmenin bir ifadesidir.</p>
<p>Birçok neden cinsel sorunlara yol açabilir. çoğu zaman bir cinsel sorunun birden fazla nedeni vardır. Tek başına bir neden, bir cinsel sorunun gelişmesini açıklıyamaz. Olsa, olsa tetiği çeken olaydır. Çeşitli nedenlerin karmaşık ilişkisi cinsel sorunları başlattığı gibi düzelmesini de güçleştitir. Geniş anlamda cinsel aksaklıkların nedenleri psikolojik ve fizikseldir. (Kaplan, 1974) Özellikle toplumumuzda hekim cinsel bir yakınmanın psikolojik olduğunu söylediğinde sanki &#8220;birşeyin yok&#8221; anlamı çıkarılır. Zaten bu söyleyiş biçiminde çoğu zaman &#8220;önemli değil&#8221; vardır. Dolayısı ile ruhsal tedaviden hızlı sonuçlar beklenir. Genelde eşler, özellikle de erkekler ruhsal sıkıntıları hafife alabiliyorlar. Bazan bir, iki görüşme ile oneriler ışe yarar. Ancak kısa danışmanlığın yeterli olmadığı durumlarla daha sık karşılaşıyoruz. Bir süreden beri devam eden bir cinsel soruna bir, iki öneri, nasihat veya telkinin çoğu zaman yararı olmaz. Çünkü cinsel tedavi soruna değil, ilişkiye yönelik olmalıdır. İnsanın keyfi, keyifsizliği, tutum ve davranışları genel ilişkiyi olduğu gibi cinsel ilişkiyi de etkiler. Bazı cinsel sorunların kendiliğinden düzeldiğini herkes kendi yaşamından bilir. düzelme veya değişme geciktiğinde gerçekten o güçlükleri ele almak yerinde olur. Oysa yaygın beklenti, cinsel sorunu, zaman içinde eşlerin kendilerinin çözeceğidir. Belli bir zaman için bu gerekli ve geçerli olsa bile, yine de yardım istememe konusunda çok ısrarlı olmamak gerekir.</p>
<p>Kendi toplumumuz söz konusu olduğunda, cinsel bilgisizlik şaşırtıcı boyuttadır. İnsanın kendisi ve birlikte olduğu kişinin cinselliği ile ilgili bilgilenmesi cinsel yaşamı daha nitelikli bir hale getirecektir. Kadının bir cmsel sorunu olduğunda, daha doğrusu kadının cinsel sorunu çiftiri farkına varacağı açıklıkta ise genel tutum şudur. Neredeyse erkeğe kendini, erkekliğirıi İspatlamak için bir fırsat çıkmıştır. Eşine cinselliği tanıtacak, sevdirecek ve sorunu da mutlak bir gün çözecekler. Bu temenni çoğu zaman kadının yıllarını alır. Ve neticede iki tarafın &#8220;haklı&#8221; olarak damgaladığı isteksiz, soğuk kadın tipi ortaya çıkar. Bir cinsel sorunun psikolojik olması akla neler getirir? Bu nedenleri üç başlık altında toplayabiliriz. 1- Cinsel soruna yatkınlık yaratıcı etkenler: Bunlar yaşamın ilk yıllarındaki deneyimlerdir. Yetiştirilme şeklini, bozuk aile ilişkilerini, yetersiz veya yanlış cinsel bilgileri, travmatik cinsel deneyimleri etken olarak sayabiliriz. 2- Cinsel sorunu başlatıcı etkenler: Doğum sonrası, eşler arasındaki genel ilişki bozukluğu, eşde cinsel işlev bozukluğu, sadakatsizlik, organik hastalıklara tepki, yaş, depresyon ve kaygı, travmatik cinsel deneyimler, cinsel bir sorunun ortaya çıkmasında etkili olabilirler. 3- Devam ettirici etkenler: Sorunun sürmesinde veya daha kötüye gitmesinde cinsel soruna duyulan psikolojik tepki, tavır ve diğer gerginliklerin rolü söz konusudur. Performans endişesi, başarısızlık korkusu, suçluluk duygusu, eşler arasında çekiciliğin kaybı, genel ilişkideki bozukluklar, yakın ilişkiye girme korkusu, yetersiz cinsel bilgi, cinsellikle ilgili kalıp yargılar, kısıtlı ön sevişme, psikiyatrik hastalıklar ve kendini yeterince tanımama.(Hawton, 1975) 15 yıldan beri İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Psikoterapi ve Nevroz Biriminde cinsel tedaviler ve evlilik tedavileri gelişerek sürmektedir.</p>
<p>Yılda ortalama 300 kişinin doğrudan bu sorunlarla bize başvurması sevinilecek bir olaydır. 1970&#8217;lerde Masters ve Johnson&#8217;un ortaya attığı kısa fakat etkin bir te36 davi şekli olan &#8220;seks terapisi&#8217;ni daha geniş kapsamlı, çok yönlü bir yaklaşım içinde, genel psikoterapi ilkelerini cinsel alanda kullanmak şeklinde uygulamaktayız. (Masters W., Johnson V, 1970). Tedavi biçimleri, bireysel tedavi, çift tedavisi, evlilik tedavisi ve benzer sorunları paylaşan homojen grup psikoterapileridir. Kadın cinsel sorunları başlıca; cinsel arzu eksikliği, uyarılına süre ve gücünde yetersizlik, orgazm sorunları, vaginismus (vajina kaslarının istemsiz kasılması ile girişe imkan vermemesi), ağrılı cinsel ilişki ve orgazm sonrası tepkiler (iç sıkıntısı, huzursuzluk, uyku bozukluğu, ağlama nöbetleri vs.) olarak toplanabilir. Erkek cinsel sorunları da benzer şekilde; cinsel arzu eksikliği, ereksiyon güçlüğü, erken boşalma, geç boşalma veya boşalamama, ağrılı boşalma, ağrılı cinsel ilişki ve orgazm sonrası tepkiler olarak ayrılabilir.(Arentewiez-Schmidt, 1983; Hawton, 1985). Sık görülen eşler arası sorunlar da başlıca şunlardır: Eşler arasında iletişim eksikliği veya yokluğu, Doyurulmamış duygusal gereksinimler, Cinsel hoşnutsuzluk, Ekonomik tartışmalar, Sadakatsizlik, Çocuk konusunda tartışma, Baskıcı veya şüpheci eş, Eşlerin yakın akraba problemleri. Cinsel hoşnutsuzluk, evlilik anlaşmazlığında 4&#8217;cü sırayı almaktadır ve diğer problemlerle en fazla ilişki içinde olandır (Hawton, 1989) Yine evlilik problemlerinde % 75 cinsel problemler, cinsel problemlerle gelen hastalarda % 70 evlilik problemi bulunmuştur (Hawton, 1989). Cinsel tedavinin uygun olduğu durumları kısaca şöyle özetleyebiliriz: Eşlerin uzun süreli cinsel sorunlarının olması. Kendi çabaları ile sorunu halledememiş olmaları. Temelde psikolojik etkenlere bağlı bir sorun olması. Eşler arasındaki ilişkinin bütününü tehdit edici olması. Tedaviye engel olan durumlar da şu başlıklar altında toplanabilir: Ciddi evlilik sorunu, Evlilik dışı ilişki, Önemli psikiyatrik hastalıklar, Alkolizm, Gebelik, Yeterli isteğin olmaması, Yeterli zaman ayırma koşullarının olmaması (Kaplan, 1974). Bizdeki tedaviler sırasında gözlenen ve tedavi sonuçlarını etkileyen kadın ve erkek farklılıkları dikkat çekiciydi (Kayır, 1989). Cinsel tedavilerden kadının erkeğe oranla daha çok boyutlu yararlanabildiği görülüyor.</p>
<p>Kadın psikoterapi sırasında eşler arasında kurulmaya çalışılan iletişimin cinsel yaşamındaki yerini daha çabuk kavrıyor. Oysa erkek ruhsal nedenlerin cinsel sorunlara yol açabileceğine kolay inanmıyor. Eşlerin birbirlerine olumlu geribildirim vermeleri çok önemli olduğu halde, çoğu zaman bu ihmal ediliyor. özellikle kadının cinselliği ile ilgili beğenilen bir özellik neredeyse hiç belirtilmiyor. Çiftler, özellikle de kadınlar cinsel tedaviden sonra yararlandıklarını genellikle, &#8220;aramızda ortak bir dil kuruldu&#8221; şeklinde dile getirmektedirler. Daha güzel ve duygulu seviştiklerini söylerken, cinsel organların hazzından çok, tüm bedene yayılan hazzı kasretmektedirler. Kırma, kırılma korkusu olmadan, savunmalara sığınmadan konuşabilmektedirler. Bize en fazla başvuran ve tedaviden yararlanan grup, cinsel birleşmeyi uzun evlilik yıllarına rağmen henüz tamamlayamamış olanlardır(I,2, Cinsel istek azlığı, uyarılamama sorunu ile bıze ba vuran çoktur .. Ancak eş işbirliği iyi olmadığı, bu zaman ciddi evlilik çatışması olduğu için tedavıyi sürdürme şansımız düşük olmaktadır. Eşinin isteksizliğine düzelmesi imkansız gözüyle alaylı bir tebessümle bakan eşlerin sayısı hiç de az değildir. Genellikle bu çiftlerin evlilikleri bir tarafın cinsel sorunla engellendiği için, düzelme girişimleri sabote edilir'&#8221;. özellikle cinsel isteksizlik anadan doğma, baba evinden getirilmiş bir eksiklik olarak kadının yüzüne vurulur. Soğuk kadın olmayı üstlenmiş birçok kadın, kısa bir tedaviden sonra sevişmeye ısındığında çok sevinir. Kendine güvensizliği kısa zamanda ortadan kalkar. Sosyal ilişkileri düzelir, iş verimi artar. Ancak eşi her zaman böyle bir gelişmeye hazır olmayabilir. Desteklemeyi sürdüren erkeklerin sayısı çok değildir. Burada kadının yapacağı şey, sevişmeyi istememeyi alış-kanlık haline getirmemesidir.</p>
<p>Bir çalışmamızda cinsel sorunla bize başvuran 60, nevrotik yakınmayla gelen 30 kadının sadece üçü sevişme sıklığını fazla bulduklarını bildirmişlerdir'&#8221;. Cinsel aksama olsa bile kadınlar sevişme ve yakınlaşma azlığından hoşnut değillerdi. Orgazm sorununda ise şu öğe çarpıcıydı. Flört veya nişanlılık döneminde cinsel birleşme olmaksızın sevişmede orgazm olan kadınların bir kısmı evlenince gıderek orgazm olamadıklarını belirtmektedirler. Bunu cinsel ilgilerinin azalması olarak yorumlasalar bile, esas neden, evlendikten sonra sevişmenin ana hedefinın bırleşmeyle orgazma yönelmesidir. Tüm çalışmalarımızda, cinsel birleşmeyi tamamlayamamış evli kadınların yüksek oranda orgazm olduklarını saptadık'&#8221;, Aslında tüm orgazmların klitorisle bağlantısı vardır. Kadının cinsel birleşmeyle orgazm olması erkekle karşılaştırıldığında, fizyolojik nedenlerle daha zor, fakat imkansız degildir. Sorun haline getirilmedikçe, kadın daha az orgazmla da sevişmeyi doyurucu yaşayabilir. Uyarılma güçlüğünü kadınlar, orgazmı kastederek &#8220;tatmin olamıyorum&#8221; şeklinde yanlış ifade etmektedirler. Yine burada hedef orgazm oldugu halde orgazma götüren basamaklar atlanır. Cinsel tedavilerin bir kısmı cinsel bilgilendirmedir. Tedavilerde kadın ve erkekteki anatomik, fizyolojik ve psikolojik farklılıkların çifte anlatılması özellikle cinsel egitim in olmadığı toplumumuzda çok gerekli ve yararlı olmaktadır. Herhangi bir aksamadan söz edilse bile, insan cinselliginde en önemli boyut &#8220;cinsel doyumdur&#8221;.</p>
<p>Bir cinsel ilişki içinde kişinin doyumu sadece aksamanın olup olmaması üzerine dayandırılamaz. Doyum ilişkinin cinsel ve cinselolmayan diger yanları ile düşünülmelidir. Sevilen ve hoşlanılan bir eşl e sevişme ile bu duyguların güçlü olmadığı durumlar arasındaki fark açıktır. Cinsellikte sevgi hala önemli. Karşılıklı duygulanım yaşam kalitesini başlı başına degiştiren bir ögedir. Karşılıklı dokunma ile uyanma insanlar arasında duygusal bir bag kurar. İnsan kendisini okşayan kişiye sevgi ile tepki verir. Sıcak dokunmalar yakınlığı ve karşılıklı oluşu artırır. Belli bir çatışma yok ise okşama birçok insanda zevkli duygular uyandırır. Cinsel sorunla gelen çiftlerde, sorun ne olursa olsun, cinsel birleşme ve orgazma ara vererek, karşılıklı okşama önerildiğirıde, uygulamada başarısızlık duygusu kalkar. Çünkü cinsel endişeler azalır ve zevkli tepkiler pekişir (Kaplan, 1987). Burada İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim dalı psikoterapi Biriminde yapılmış birkaç çalışmanın ozetını vermeyııstıyorum. 1989 yılında vaginismus yakınmasıyla bize başvuranların çokluğu ve vaginismus&#8217;un oluşumunda yetiştirilme ve toplumsal ögelerin baskırılığı nedeniyle, iki gruba ilk defa çift terapi yerine grup terapisi uyguladık'&#8221;.</p>
<p>Preorgazmik kadın grupları bize örnek oluşturdu (Barbach 1974, Spencer 1985). Sekiz aylık araştırmasüremiz içinde biri 6, diğeri 8 kişiden oluşan iki kadın grubunu iki kadın terapist yürüttü. Evli fakat cinsel birleşmeyi kaçınmalar nedeniyle tamamlıyamamış kadınların yaşları 16-30, evlilik süreleri 3 ay &#8211; 11 yıl olup toplam 14 kişiydiler. 10 seanstan oluşan grup terapilerinde ağırlıklı olarak toplumumuza ve kadına özgü aşağıda belirtilen konular gündeme geldi. Yetiştirilme şekli, aile tutumu, bakireliğin evliliğe kadar korunması zorunluluğu, evleninceye kadar yerleşmiş davranış ve düşünüş biçimine uygun olarak kadının bakire oluşundan vazgeçmemesi, kadın için namus kavramı, ilk geceye ilişkin gerçeğe uygun olmayan iyi veya kötü olağanüstü beklentiler, fobik kaçınmalar, eşlerin ve ailelerin bu sorun karşısındaki tutumları, cinsel zorlukların evrenselliği, evli kadın imajı v.s. Tedavi sonunda 14 kadının 10&#8217;u düzeldi. Sorunun ortadan kalkması kadar, kadınların bilinçlenmesi, bilgilenmesi, güvenlerinin gelişmesı de aynı derecede çarpıcıydı.</p>
<p>Bizi umutlandıran nokta, sorunu nedeniyle yetersizlik duygusu yaşayan kadının sorumluluğu üstlenip erteleyici tutumdan vazgeçmesi ve güçlenerek tedaviyi yönlendirmesiydi. Sonuç olarak, cinsel işlev bozukluğu gruplarını, cinselliğin tabu oluşuna esneklik kazandırdığı, kadının kendini ve diğerlerini değerlendirme imkanı verdiği için, iyi bir cinsel eğitim alanı olarak görüyoruz. Dolayısı ile memnuniyetle uygulamaya devam ettiğimiz bu tedavi modelinin benimsenmesini öneriyoruz. 1990 yılında yaptığımız bir çalışmaya, Psikoterapi Birimine cinsel sorunlarla başvuran kadın ve erkekler alındı. Amaç bir yıllık cinsel sorun başvurusu ve tedavisi dökümünü vermekti'&#8221;. Cinsel sorunlarla başvuranların sayısı toplam 161 (82 kadın, 79 erkek idi. (Tablo 1). Kadınların % 96&#8217;sı (1 bekar) erkeklerin ise % 56&#8217;sı (17 bekar) evliydi. 73 evli kadının 26&#8217;sında &#8216;evlilik problemi vardı. 56 evli erkeğin 35&#8217;inde eşlerinin cinsel tutumuyla ilgili yakınmalar vardı. 73 kadının 42&#8217;sinde eşi ile ilgili cinsel yakınma vardı. Bu yakınmalar sırasıyla erken boşalma (20 kişi), istenmeyen cinsel tutum (14 kişi) ve ereksiyon zorluğuydu (8 kişi). 76 kadının yarısından çoğu birleşmesiz orgazm oluyordu. Uyarılamama sorunu ile gelen 2 evli kadında, yakınmanın homoseksüel ilgiyle ilişkili olduğu düşünüldü ve cinsel tedavi önerilmedi. Ön sevişme süresi, vaginismus ile başvuranların % 60&#8217;ında 10 dakikadan fazla, cinsel isteksizlik yakınması olanların % 70&#8217;inde ise 10 dakikadan az olarak bulundu. Bu süre anorgazmik kadınların % 50&#8217;sinde 15 dakikanın üstündeydi. Cinsel sorunla başvuranların evlilik yılları bir yılın altında ve on yılın üstündeydi. 42 Tedavi Sonuçları: Vaginismusu olan 18 kadına grup terapisi uygulandı. Tedaviye devam edenlerin % 61&#8217;i düzeldi. Cinsel isteksizlik ve anorgazmi sorunu olan toplam 15 kadının 3&#8217;ü düzeldi.</p>
<p>Bireysel/Çift tedavilerinde de 22 vaginismus olgusunun %68&#8217;i düzeldi. Cinsel isteksizliği olan 11 kadının 2&#8217;si, anorgazmi sorunu olan 8 kadının l&#8217;i düzeldi. Kadınlarla erkeklerin eşit oranda başvurmaları, bizim için ilgi çekiciydi. Ancak vaginismus başvuranlarının fazla oluşu kadın başvuru oranını yükseltiyordu. Bir batı çalışması ile karşılaştırdığımızda, birleşme sorununun Türkiye&#8217;de yüksekliği görülüyor (Tablo 2). Kadınlarda 1 bekar, erkeklerde ise 17 bekar başvurmuştu. Bu oran da yine kadınların evlenmeden önce cinselliklerinden haberdar olmadıklarını açıklıyor. Yine kadınlarda 44 yaşın üstünde başvurunun olmayışı, kadının evlilik öncesi cinselliğini yok sayması olarak düşünülebilir. Kadın ve erkeklerde eşlerine ilişkin cinsel yakınma oranlarının yüksek oluşu, cinsel bir sorunun yüksek oranda eşten bağımsız olmayacağını düşündürüyor.</p>
<p>Kadınların yarıdan çoğunun orgazm olması vaginismus olgularının yüksek olmasına bağlıydı. &#8216;Bu da en kısa zamanda cinsel birleşmeye yönelik sevişmelerde kadınların neden orgazm olmadıklarını açıklıyor. Sevişme süresi, anorgazmik kadınlarda en uzundu. Bu, kısa sevişme ile orgazm olmama arasındaki bağa ters düşüyor sanılabilir. Ancak bunu şöyle açıklıyabiliriz. Anorgazmik olan kadınların çoğu eşlerinin anorgazmisinden yakınan erkeklerin de birçoğu uğraş1991&#8217;de toplam 90 kişi olan üç grup evli kadında (cinsel sorunla başvuran, nevrotik yakınmayla başvuran, hiç hastane başvurusu olmayan) yerleşik cinsel inanışları araştırdık'&#8221;. Tablo 3&#8217;de görüldüğü gibi 18 ta&#8217;ne doğru olarak yerleşmiş kalıp yargılar var. İtemlere doğru yanıtı verildiğinde cinsel mitlere inanış puanı yüksek olmaktadır. Dikkatimizi çeken bazı bulgular şöyle: En yüksek puanları alan &#8220;sevişme her zaman doğal ve kendiliğinden olmalıdır. Hakkında düşünmek ve konuşmak onu bozar&#8221; ifadesi ilk bakışta olumsuz yük barındırmamaktadır. Bu inarıışın yüksek olması istenene özlem niteliği taşır görünmektedir. &#8220;Sevişme ancak iki tarafın birlikte orgazm olması ile güzeldir&#8221; de her üç grupta yüksek puan almıştır. Bu sonucu yine bir önceki cümle gibi yorumlıyabiliyoruz.</p>
<p>Üçüncü en yüksek puanı &#8220;erkek her zaman sekse hazırdır ve seks ister&#8221;, ifadesi toplumda bu konuda yerleşmiş bir inancı temsil etmekte ve bu inancın kadınlar tarafından da pekiştirilmesini sergilemektedir. 1991-1992 tarihleri arasında vaginismus yakınması ile bize gelen kadınların kişilik yapısını araştırdık'&#8221;, Bir buçuk yılda bize başvuranların sayısının 100 oluşunun (İstanbul&#8217;un bir tedavi biriminde) bizce alarm değeri vardır. Batı bulguları vaginismusu nadir olarak belirtiyor (Arentewicz, 1983, Masters-Jhonson 1970) Oysa 1986 yılından beri yaptığımız kadın cinsel sorunları çalışmalarımızda sayılar bize nadirin tersini göstermiştir. Bakirelik ve kızlık zarı Türkiyede hala çok &#8216;Önemli. Yetişkin kadınların cinselliklerini tam yaşayamamalarından kendilerini mi sorumlu tutacağız? Ruh sağlıkçıları olarak hastalanmadan önlem almak tedaviden daha kazançlıdır. çocuğun ve özellikle kız çocuğu44 nun cinselliğinin bastırıldığı bir yetiştirme biçiminde vaginismus olgularının sayısının azalmayacağını düşünüyoruz. 1992-1993 yılında yaptığımız bir çalışmada, cinsel birleşmeyi henüz gerçekleştirememiş kadınların eşlerini değerlendirdik. Bu erkeklerin problem çözmeye yönelik aktif tutumlarının genelolarak yetersizliği dikkat çekiciydi.</p>
<p>Tedavi ilerlediğinde sorunun çözümündeki sorumlulukları artmaya başladığında bu sorumluluğu almak istemiyorlardı. Başarı / başarısızlık korkusuyla karşılaşmaktarısa sınırlı cinsel hazzı tercih etmeye istekli oluyorlardı. Bir cinsel sorunun uzun sürmesinde eşin cinsel çekimi, tutumu, davranışları ve kişilik özellikleri önem taşımaktadır. (ıo).</p>
<p><strong>SONUÇ</strong>: Önemli bir soru da, kadının cinsel sorumluluğunun kimde olduğudur. Daha doğrusu kadının cinsel açıdan zevk alma sorumluluğu kendisinde midir? Böyle bir soruyu erkek için sormuyoruz. Çünkü erkek doğuşundan ilişkiyi hem bilir hem de eşine öğretecektir. Kendi bedenine yabancı yetiştirilen kadın, bir şekilde kendi cinsel potansiyelini tanıma konusunda da tembel davranmaktadır. Eşinin damgalamalarının etkisinde kalarak kendisini keşfetme sorumluluğunu yine ona bırakır. Burada yanlış olan, kadının kendisini erkekle karşılaştırıp uyarılma ve orgazm açısından kendisini peşinen geride kabul etmesidir. Türkiyede kadınların çoğunluğu ilk cinsel yakınlığı yaşadığı erkekle evlidir. Cinselliği onunla öğrenir ve geliştirir.</p>
<p>İlişki uyumlu olduğunda, mesele yok, fakat aksaklıklar olduğunda, bunlar kadının aleyhine kullanılır. Önerim, kadının kendi cinsel uyanış, arzu ve tad alışlarıyla yakından ilgilenmesidir. &#8220;Ben cinselliğe fazla meraklı değilim&#8221; demeyip sevişmemeyi alışkanlık haline getirmemesidir. Mesele cinselliğe meraklı olup olmamak değil, yaşanan hayatta ulaşılabilir olan tadlarla yaşamı daha nitelikli kılmaktır. Bu da yine insanın kendisiyle ilgili önemli bir sorumluluktur. Kadın cinsel sorumluluğunu yüklenmediği zaman ne gibi sorunlar çıkıyor? Öncelikle kadının cinsel keyfi istediği yönde gitmiyor. Cinsel doyumsuzluk var ise bu sürüp gidiyor. İstemiyerek sevişmeler sonunda eşte de cinsel sorunlar çıkmaya başlıyor. Eş ilişkisi bozulabiliyor, biriken kızgınlıklar, karşılıklı suçlamalarla düşmanlık duygularına dönüşüyor. Ve sonu gelmeyen 46 kavgalar, alınganlıklar. Aynı evde biribirine kapalı çiftler. Cinsiyet ayırımına göre yetiştirilmenin ne zararı var? Cinsiyet ayrımına göre yetiştirilmenin iki tarafın biribirine yakınlaşmaması gibi bir zararı var. Kadın cinsel rolleri pasif olmayı gerektirirken, erkeğin de cinsel açıdan aktif ve yönlendirici olması bekleniyor. (Stock 1984) İnsanların bireysel farklılıkları gözardı edilerek, kadın ve erkek için biçilmiş kalıplara göre davranmalarının istenmesi bir zorlamadır ve ardından da zorlanmayı getirir. İnsanın doğallığını kalıplara bastırmak, gizlemek, örtülü tutmak olsa olsa bireyin kendisini tanımasını zorlaştırır.</p>
<p>Kadın ve erkek arasındaki ilişkiye sanki iki taraf biribirini anlayamıyacakmış gibi uzaklıklar konur. Bu tür kalıp yargılara göre davranmak insana bazan kolay da gelir. Birey, yanlış, eleştirilecek birşey yapmıyordur. Esasında, insanın kendini en gevşek, en içten, en olduğu gibi bırakacağı yerde, yani sevişmede hesap kitaplarla uğraşmak gerçek bir yapayIıktır. Bilinçlendikçe, şunu artık iyi biliyoruz. Ne kadınlar yakıştırıldığı gibi zayıf ne de erkekler kendilerinden beklendiği gibi güçlü. Zayıflık; yani neredeyse daima birilerinin yardımına gereksinim duyma. Genelde kadının bir erkeğin desteğine, güvenine gereksinim duyması. Bağımsız kararlar alan ve uygulayan birisi olmaması. Erkeğin güçlü oluşu, korku, üzüntü, endişe gibi insanın ne yapacağını, nasıl davranacağını, nasıl karar alacağını bilemediği bir durumda kendisini göstermemesi. Aslında &#8220;güçlü&#8221; erkekle &#8220;zayıf&#8217; kadının eli kolu bağlı. Biri yapay saldırgan, sert, diğeri de yapay edilgen, boyun eğen. Bu durumda bu tür kalıpları benimseyen, birlikte yaşayan çiftlerin birbirine açık ve dürüst olmadığı da söylenebilir. İşbirliğinin destekleneceği ikili ilişkilerde, gerek saldırarak, gerek geri çekilerek, susarak iki tarafın da kendisini korumaya aldığı yerde yakınlık gelişebilir mi?</p>
<p>Yazar: Doç.Dr.Arşaluys KAYIR</p>
<p>&lt;p&gt;The post <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net/kadin-ve-cinsel-yasami">Kadın ve Cinsel Yaşamı</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net">Güncel ve Yararlı Ansiklopedik Bilgiler BilgiNe.Net</a>.&lt;/p&gt;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgine.net/kadin-ve-cinsel-yasami/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Gençlerin Cinselliği</title>
		<link>https://www.bilgine.net/turkiyede-genclerin-cinselligi</link>
					<comments>https://www.bilgine.net/turkiyede-genclerin-cinselligi#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilgine]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 12:50:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgine.net/?p=458</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de gençlerin cinsel yaşantısındarı söz edebilmek için önce hangi gençlik sorusuna yanıt vermemiz gerekir. Kız mı erkek cinsi mi oldukları birinci d.erecede önemlidir, ayrıca geldikleri çevreyi ve eğitım düzeyini de gözönüne almak gerekir. Buna göre de ulkemiz gençlerinin cinsel yaşantısı bir uçta üst düzeyde egitim ve kariyer yapan, değişmiş sosyo kültürel çevreden gelen ve demokratik [&#8230;]</p>
<p>&lt;p&gt;The post <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net/turkiyede-genclerin-cinselligi">Türkiye&#8217;de Gençlerin Cinselliği</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net">Güncel ve Yararlı Ansiklopedik Bilgiler BilgiNe.Net</a>.&lt;/p&gt;</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-459" title="Türkiye'de Gençlerin Cinselliği" src="https://bilgine.net/wp-content/uploads/2012/02/turkiyede-gencligin-cinselligi.jpg" alt="Türkiye'de Gençlerin Cinselliği" width="410" height="273" /><br />
Türkiye&#8217;de gençlerin cinsel yaşantısındarı söz edebilmek için önce hangi gençlik sorusuna yanıt vermemiz gerekir. Kız mı erkek cinsi mi oldukları birinci d.erecede önemlidir, ayrıca geldikleri çevreyi ve eğitım düzeyini de gözönüne almak gerekir.<br />
Buna göre de ulkemiz gençlerinin cinsel yaşantısı bir uçta üst düzeyde egitim ve kariyer yapan, değişmiş sosyo kültürel çevreden gelen ve demokratik bir aile yapısında yetişen gençlerden oluşur. Bu grup genellikle gelişmiş ülke gençlerinin yaşantısından pek de farklı olmayan bir tablo sergilerler. Diğer uçta ise din ve geleneklerin aşırı baskısı altındaki tutucu çevrede yaşayan gençler toplanır.</p>
<p>Bu gençler için görünümde cinsel perhiz ya da erken evlilik en büyük olasılıklardır. Evlilik öncesi her çeşit ilgi, duygu ve yaşantı sınırlanır, hatta mastürbasyon konusu bile başlı başına bir sorun niteliğindedir. Bu iki uç arasında ise çoğunluğu oluşturan, her iki gruptan da yer yer etkilenen gençler yer alır. Ancak son yıllarda politik nedenlerle sayıca hızla çoğalan çarşaflı ve türbanlı kızları bu gruplara yerleştirmek yanıltıcı olur. Çünkü çarşaflarının altında son derece lüks ipek elbiseler giyen ve taktıkları ziynet eşyaları konusunda birbirleriyle yarışa giren ve baştan ayağa kadar cinsel bir varlık olduklarını devamlı hissettiren bu kızların yapayolarak ortaya çıkarıldıklarına kimsenin kuşkusu yoktur.</p>
<p>1968 yılında öğrenci cemiyetinden bir grup genç benden, Ankara Hukuk Fakültesinde gençlerin cinsel sorunları konusunda bir konferans vermemi istemişti. Ben o tarihlerde yurtdışından yeni dönmüş ve Ankara üniversitesinin Mediko Sosyal Merkezinde gençlerin psikiyatristi olarak çalışıyordum. Kendi tıp kitaplanından yazılarla bir konferans hazırladım ve tıklım tıklım dolu salonda gençlere bunları anlattım. Bugün bile, karşılaştığım pek çok avukat, hakim, üst düzey yönetici ve öğretim üyesi beni o konferanstan hatırladıklarını, kendi aralarında daima tartıştıkları bir konuda ilk kez bir uzmanın topluluk içinde çok doğal şekilde cinsellikten söz etmesinden nasıl büyük şaşkınlık duyduklarını anlatır dururlar. Neyse ki, 1968&#8217;lerden beri çok 26 şey hızla değişti Türkiye&#8217;de ve günümüzde cinsellik konusunda gençlerin bilgi düzeyinde bilmediği çok az şey kaldı. Ancak bir toplumda en zor değişen özelliklerin toplumsal değer yargıları toplumsal tutumlar olduğunu da çok iyi biliyoruz.</p>
<p>Ustelik Türkiye&#8217;de bazı şeyleri kolay kolay genelleştirmek de pek olası değildir. Ülkemizde büyük çelişkiler ve aşırı uçlarda çok farklı tutumlar ve yaşam biçimleri belirgindir, Buna göre, gerçekten gençlerin büyük çoğunluğu değişmiştir, eski kuşaklardan çok daha uyanık, bilgili ve dürüsttür, gizli kapaklı davranışları kendine yakıştıramayacak kadar açıktır. Aksine bir kısım gençler özellikle 12 Eylül sonrasında devlet eliyle desteklenen aşırı İslamcı akımların etkisinde ana babalarının kuşağından bile daha dindar, cinsellik konusunda daha tutucu ve hoşgörüsüzdür. Sonuçta, Türkiye&#8217;de gençlerden söz ederken hep hangi gençlik olduğunu belirlemek gerekir.</p>
<p>Buna göre, ülkemiz gençlerinin cinsel yaşantısı denilince, bir uçta değişmiş sosyal kültürel çevreden gelen, demokratik yapıda bir aile içinde yetişmiş, demokratik değer yargılarını ve kadın erkek eşitliğini içine sindirebilmiş gençler grubu gelir. Diğer ucu ise, dinin ve geleneklerin aşırı baskısı altındaki gençler oluşturur ki bu gençler için en büyük olasılık erken yaşta evlilik ve mutlak anlamda cinsel perhizdir. Bu iki uç arasındaki büyük çoğunluk ise zaman zaman her iki uçtan da etkilenip bir ileri bir geri gidip gelmektedir.</p>
<p>Gene de bazı ortak özellikler taşıdıkları söylenebilir bu ortadaki grubun. Bu nedenle iki uç arasında kalan çogunluğun cinsel yaşantısını biraz daha ayrıntılı olarak ele alalım. Kabul etmemiz gerekir ki ülkemiz gibi değer yargıları henüz durulmamış, yerine oturmamış bir toplumda genç olmak çok zordur. Bu nokta özellikle kızlar için çok daha önemlidir. Çünkü anaların çoğu bir yanda kendi ezilmişliğini, erkek karşısındaki itilmişlik duygularını kendi. kızının yaşamasını gerçekten istemez, bilinç dışı davranışları ve sözleriyle erkek baskısına karşı kızını etkiler. Çoğu kez farkında olmadan böylece erkekleri olumsuz nitelikleriyle benimsetir kızına. Diğer yanda korkuları vardır, kızına ve dış dünyaya güven duyamayan ana, komşuların ayıp veya dinin günah kavramlarına sığınarak kızının ev dışı davranışlarını hep kontrol etmeye ve kısıtlamaya çalışır, ama genellikle de erkekler ve yaşam konusunda kızına ve oğluna hep çelişik mesajlar verir. Babaların çelişkisi vardır, asırların birikimi olarak ülkemiz erkeği kadına sahip çıkma ve ona hükmetme bilinç dışı gereksinimi, bilinçli şartlanması ve islam dininin açık beklentisi ile karısının ve kızının namusunu korumayı üstlenmiştir.</p>
<p>Gerçekte erkeklerin başka erkeklere mi, kendi eş ve kızlarına mı, yoksa kendilerine mi güvenemedikleri ilginç bir sorudur. Ancak son yıllarda artan tesettür nedeniyle daha açıkça ortaya çıktığı gibi, kadından kendini sadece sahibi olan erkeğe saklamasının beklendiği de anlaşılmaktadır. Kısaca babaların çoğu ev içinde kızına karşı sevecen ve hoşgörülü davrandığı halde, günlük yaşantısında onun ev dışı özgürlüğünü kısıtlamakta, özellikle cinsel yaşantısını engelleme çabası göstermektedir. Bütün bunlar sonuçta her iki cinsiyetten genç için de sayısız çelişkiye ve bir türlü yanıtını bulamadıkları çeşitli sorulara yol açar. Bunların doğal uzantısı otarak diyebiliriz ki, ülkemiz kız ve erkekleri Için en önemli konu, kendileri için neyin en doğru olduğunu bilememek, kime ve neye güvenebileceklerini keşfedememektir.</p>
<p>Ülkemiz gençlerinin ruhsal sorunlarıyla ilgilerıdiğim son yirmi beş yılın gözlemlerini şöyle özetleyebilirim: Tüm gerici baskılara ve eğilimlere rağmen ülkemiz gençlerinin cinsel konulardaki bilgi ve tutumlarının büyük ölçüde ve olumlu yönde değiştiğine inanıyorum. Bu değişim bence büyük ölçüde kızlardaki ve kadınlardaki bilinçlenme ve değişimden kaynaklanmıştır. Silik, edilgen, kayıtsız şartsız boyun eğen kızların yerini yavaş yavaş kendine saygılı ve haklarını savunabilen çok daha etkin genç kızlar almaktadır. Ama şu noktanın asla gözden uzak tutulmaması gerekir, ülkemizde henüz işin en başındayız; gidilecek daha çok uzun bir yol var önümüzde &#8230;.</p>
<p>&lt;p&gt;The post <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net/turkiyede-genclerin-cinselligi">Türkiye&#8217;de Gençlerin Cinselliği</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net">Güncel ve Yararlı Ansiklopedik Bilgiler BilgiNe.Net</a>.&lt;/p&gt;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgine.net/turkiyede-genclerin-cinselligi/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerin Cinselliği</title>
		<link>https://www.bilgine.net/genclerin-cinselligi</link>
					<comments>https://www.bilgine.net/genclerin-cinselligi#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilgine]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 01:47:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgine.net/?p=454</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genel anlamda gençlerin cinselliği söz konusu edildiğinde, üç olasılık karşımıza çıkar. Birinci olasılık gencin hiç bir cinsel davranışta bulunmamasıdır, buna cinsel perhiz de denebilir. Gerçekte mutlak anlamda bir cinsel perhiz, psikolojik anlamda olanaksızdır. İkinci olasılık erken yaşta evlenmedir. Asya&#8217;nın ve Afrika&#8217;nın gelişmemiş bölgelerinde erken yaşta evlenme ve hemen çocuk yapabildiğini kanıtlama çok yaygındır. Örneğin Bengladeş&#8217;te [&#8230;]</p>
<p>&lt;p&gt;The post <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net/genclerin-cinselligi">Gençlerin Cinselliği</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net">Güncel ve Yararlı Ansiklopedik Bilgiler BilgiNe.Net</a>.&lt;/p&gt;</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://bilgine.net/wp-content/uploads/2012/02/genclerin-cinselligi.jpg" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bilgine.net/wp-content/uploads/2012/02/genclerin-cinselligi.jpg" alt="Gençlerin Cinselliği" title="Gençlerin Cinselliği" width="410" height="410" class="alignnone size-full wp-image-455" /></a><br />
Genel anlamda gençlerin cinselliği söz konusu edildiğinde, üç olasılık karşımıza çıkar. Birinci olasılık gencin hiç bir cinsel davranışta bulunmamasıdır, buna cinsel perhiz de denebilir. Gerçekte mutlak anlamda bir cinsel perhiz, psikolojik anlamda olanaksızdır. İkinci olasılık erken yaşta evlenmedir. </p>
<p>Asya&#8217;nın ve Afrika&#8217;nın gelişmemiş bölgelerinde erken yaşta evlenme ve hemen çocuk yapabildiğini kanıtlama çok yaygındır. Örneğin Bengladeş&#8217;te kızlar için ortalama evlenme yaşı onbir yaş ve altı aydır, oysa Avrupa genelinde ilk evlilik yaşı ortalaması yirmi yaş üstüdür. Erken yaşta evlenen kızlar genellikle az eğitim görür ya da hiç eğitim yapamazlar, henüz kendi kimliğini bulamamış bir kızın kendi kimliğini bir başkasının kimliği ile birleştirmeye hazır olması beklenemez. Bu ve benzeri çeşitli nedenlerle erken evlenenler genellikle zayıf kişilik gelişimi gösterirler. Nitekim Brezilya, Nijerya, Endonezya, Nairobi çalışmaları erken yaşta evlilik ve erken hamileliklerin gerek bebeğin gerekse annenin tüm yaşamını olumsuz etkilediğini göstermektedir. (5) Uçüncü olasılık ise, evlilik öncesi her iki cinsin de belli bir cinselliği yaşamalarıdır. Bu konuda kız ve erkeklerin cinselliği yaşaması arasında bundan yüz elli yıl kadar önce tüm dünya ülkelerinde büyük farkların söz konusu olduğu anlaşılıyor. </p>
<p>Günümüzde bu fark gelişmiş ülkelerde bile tam anlamıyla değilse de, en azından büyük ölçüde kapanmaktadır. Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan ikı büyük kitapta gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerdeki, gençlerin cinsel yaşantıları incelenmektedir. Bunların içinde ne yazık ki islam ülkeleriyle ilgili hiçbir bulgu bulunmuyor, ama örneğin Norveç&#8217;te dini temel alan bazı araştırmalara göre, Müslüman erkeklerde evlilik öncesi cinsel deneyimde bulunanların oranı, diğer bütün dinlerdekilerden çok daha yüksektir. Buna göre bütün evlenmemiş Müslüman genç erkeklerin dörtte üçü cinsel ilişki deneyimine sahiptir, oysa bu oran Müslüman kızlar için çok düşüktür. </p>
<p>Hıristiyan erkeklerin yarısının cinsel ilişki deneyimleri olmuştur ve bu, kendi kız arkadaşları ile söz konusudur. Bu kitaplarda göze çarpan en önemli özellik günümüzde gelişmiş ülkelerde kızların ve erkeklerin cinsel yaşantılarının artık birbirinden çok farklı olmaktan çıkmış olmasıdır. Oysa gerek bu kitaplarda yer alan araştırma sonuçlarına gerekse hepimizin çok yakından bildiği ülkemiz gerçeklerine dayanarak, evlenmemiş kızlarımızla evlenmemiş erkeklerimizin cinsel yaşantıları arasında hala çok büyük farkların olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Türkiye&#8217;de genç erkekler cinsel sorunlarına çözümü büyük ölçüde genelevlerde aradıkları için cinsel deneyim ve cinşellikle ilgili yaşantı doğal olarak onlarda çok daha yüksek oranlardadır. Bu durumda genç kızların karşısındaki tek seçenek erken evlilik haline gelmektedir. Oysa yukarda biraz önce de söz edildiği gibi çok genç yaşta evlilik tıbbi ve toplumsal alanda problemlere yol açar. Çok genç yaştaki annelerin doğurduğu bebeklerde ölüm oranı çok yüksektir, bu bebeklerde daha doğumda tartı çok düşüktür. </p>
<p>Prematüre doğum denilen vaktinden önce doğum sıktır, genç anneler bebeğe yeterli bakımı ve uyarıyı veremediği için bebeklerde hastalık ve zeka geriliği çok daha yüksek oranlardadır . Gençlik döneminde cinsel yönelirnde hala çelişik duyguların varlığı nedeniyle, böyle küçük yaştaki bir kızın cinsel kimliğini tam anlamıyla içine sindirebilmiş olması beklenemez. Duygusal ve ekonomik bağımsızlığını kazanamamiş bu gençlerin başkasına bağımlı kalmaları kaçınılmaz olacaktır. Klasik psikiyatri kitaplarına göre erken evlilikler in yarıdan fazlasında ilk beş yıl içinde büyük problemler ortaya çıkmaktadır, Genel bir kural vardır, başlangıçta eşler ne kadar genç ise, evliliğin dengeli ve başarılı yürümesi olasılığı o oranda azdır. Gelişmekte olan ülkeler arasında evlilik dışı bebek doğumları en yüksek oranlarda Kenya&#8217;dadır, Ondokuz yaşından önce cinsel ilişkide bulunan ve yirmi yaşlarında bebek .doğuran bekar kadınların oranı Endonezya&#8217;da %7, Urdün&#8217;de % 3.7, Malezya&#8217;da % 5.7, Yemen&#8217;de % 1,8, Türkiye&#8217;de % 13.2 dir. Türkiye&#8217;de bekar genç kızlar arasında bebek doğumları, araştırma yapılan tüm Asya ülkeleri arasında en yüksek oranlardadır; diğer Asya ülkelerinde kent ile kırsal bölge arasında çok büyük fark yoktur. Oysa bu fark ülkemizde çok büyüktür ve ilginç olan nokta, bu oranın kırsal bölgelerde kentlerden çok daha yüksek olmasıdır. Ülkemizde evlilik dışı ve 19 yaşından önce bebek doğuran kadınların kırsal yörelerde daha çok bulunması, bu kızların resmi nikah yerine sadece dini nikahla yetindiklerini ya da gerçekten kırsal yörelerde evlilik dışı bebek doğum oranlarının kentlerden daha yüksek olduğunu düşündürmektedir'&#8221;. </p>
<p>Gelişmiş ülkelerde genç kızlarda doğurganlık oranı çok düşüktür. 1960&#8217;lı yıllardan sonra bekar kızlarda bu ülkelerde doğurganlık bir süre için çok artmış. da, 190O&#8217;li yıllardan itibaren büyük düşüş görülmuştur. Danımarka, Norveç, İngiltere gibi kuzey Avrupa ülkelerinde 15-19 yaşındaki gençlerde doğurganlık oranı binde 10&#8217;dur, yani bu ülkelerde gençlerdeki doğurganlık, bundan tam 90 yıl önceki oranlardadır. Aradan geçen doksan yıl içinde bu alanda fazla bir değişim olmadığı anlaşılmaktadır. i Oysa ülkemizde dinsel konuları alabildiğine istismar eden çevrelerde devamlı işlenen konu gelişmiş ülkelerde ahlak diye bir şeyin kalmadığı ve kızların sokaklarda çocuk düşürdükleri ya da her önüne gelenle ilişki kurdukları çevresinde yoğunlaşmaktadır. Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya, Kanada, ABD gibi ülkelerde de, Avrupadaki kadar değilse de, genç kızlardaki doğurganlık oranları giderek düşmektedir. Bütün bunların nedeni daha etkin cinsel eğitim derslerialmaları ve doğum kontrol yöntemlerini kullanmayı bilmeleri kadar, hatta ondan da önemlisi, gelişmiş ülke gençlerinin kendi cinsel davranışIarının sorumluluğunu daha gerçekçi ve etkin biçimde artık doğrudan kendilerinin yüklenmiş olmalarıdır. Bu ülkelerdeki genel eğilim şudur: Her genç kendi davranışlarının sorumluluğunu kendisi .saptamalı ve davranışlarının iyi ya da kötü sonuçlarına gene kendisi katlanmalıdır, cinsellikte sorumluluk karşılıklı yaşanır, yani iki cins arasında olanlardan kız kadar erkek de eşit biçimde sorumludur, kızın cinselliğini denetlemeye ya da kısıtlamaya hiç kimsenin hakkı yoktur, bir kız da tıpkı bir erkek gibi kendini savunmaya ve davranışlarını idare etmeye yeterlidir?&#8217;. Gelişmiş ülkelerde artık dış baskılardan büyük ölçüde uzak kalan gençlerin incelenmesi şu tabloyu ortaya koyar: Kadın psikolojisinde genellikle hep vurgulandığı gibi günümüz kızları da, genellikle daha romantik ilişkiler bekleme eğilimindedir, hatta yaygın biçimde düşünülenin aksine, tek erkekle arkadaşlığı tercih etmekte ve ona sadık kalmaktadırlar. </p>
<p>Aynı şekilde genç erkekler arasında da, her önüne çıkan kızla ilişki kurmaktan hoşlanan, hemen onlarla yatabilenler de çok nadirdir. Kısaca eski yıllarda genç erkeklerin yaşantısına genelev kadınlamgirdiği ya da bu gençler erken yaşta evlendiği halde, günümüzde cinsel yaşantılarını kendi kız arkadaşlarıyla sürdürmektedirler, yeni olanbudur. Bu genel eğilimlerin uzantısı olarak, evlenmemiş kızlar arasında bakire olma konusu eski önemini kaybetmiştir. Örneğin Macaristan&#8217;daki oranlar ABD veya Norveç&#8217;ten farklı değildir. İngiltere; Belçika, Kanada, Almanya, Norveç gibi ülkelerde ondokuz yaşına gelen evlenmemiş kızların yaklaşık yarısı ile üçte ikisi bakire değildir, yani yaklaşık üçte biri bakiredir. (7), Bunlar gelişmiş ülkelerle ilgili sayılar.. Afrika ve Asya&#8217;nın gelişmemiş ya da gelişmekte olan bölgeleriyle ilgili olarak da çok benzer sayılar ortaya çıkmaktadır. Örneğin Afrika&#8217;da Liberya, Gambia, Kenya, Nijerya, Uganda, Tanzania veya Güney Amerika&#8217;da Brezilya&#8217;da genç kızların daha ondokuz yaşına gelmeden, evlenmedikleri halde erken yaşta cinsel deneyime sahip oldukları görülmektedir.</p>
<p>&lt;p&gt;The post <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net/genclerin-cinselligi">Gençlerin Cinselliği</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net">Güncel ve Yararlı Ansiklopedik Bilgiler BilgiNe.Net</a>.&lt;/p&gt;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgine.net/genclerin-cinselligi/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genç Kızlarımız ve Cinsellik</title>
		<link>https://www.bilgine.net/genc-kizlarimiz-ve-cinsellik</link>
					<comments>https://www.bilgine.net/genc-kizlarimiz-ve-cinsellik#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilgine]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2012 23:55:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bilgine.net/?p=448</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanoğlunun geçmişini ortaya koyan yazılı tarih milattan beş bin yıl önceye uzanmasına rağmen, cinsel davranışlarıyla ilgili yazılı bilgilerin son derece sınırlı olduğu dikkati çekmektedir. Bu konuda ilk yazılı metinlere ancak milattan bin yıl kadar önce rastlanmıştır. Bu yazılı metinlere göre, aile bireyleri arasında cinsel ilişki demek olan ensest o zamanda da tabu idi, ama fahişelik [&#8230;]</p>
<p>&lt;p&gt;The post <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net/genc-kizlarimiz-ve-cinsellik">Genç Kızlarımız ve Cinsellik</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net">Güncel ve Yararlı Ansiklopedik Bilgiler BilgiNe.Net</a>.&lt;/p&gt;</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://bilgine.net/wp-content/uploads/2012/02/genc-kizlarimiz-ve-cinsellik.jpeg" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://bilgine.net/wp-content/uploads/2012/02/genc-kizlarimiz-ve-cinsellik.jpeg" alt="Genç Kızlarımız ve Cinsellik" title="Genç Kızlarımız ve Cinsellik" width="300" height="168" class="alignnone size-full wp-image-449" /></a></p>
<p>İnsanoğlunun geçmişini ortaya koyan yazılı tarih milattan beş bin yıl önceye uzanmasına rağmen, cinsel davranışlarıyla ilgili yazılı bilgilerin son derece sınırlı olduğu dikkati çekmektedir.<br />
Bu konuda ilk yazılı metinlere ancak milattan bin yıl kadar önce rastlanmıştır. Bu yazılı metinlere göre, aile bireyleri arasında cinsel ilişki demek olan ensest o zamanda da tabu idi, ama fahişelik yaygındı, erkek pekçok kişiyle cinsel ilişkide bulunabilirdi, kadının üreten ve cinsel değerlere sahip yönü vurgulanmaktaydı, eşcinsellik normal kabul edilmekteydi, hatta eski Yunan&#8217;da buluğ dönemine ulaşan bir gencin normal ve entellektüel gelişimi ıçın yetişkin bir erkekle böyle bir cinsel ilişki kurması eğitici değerde bulunmaktaydı. </p>
<p>Kısaca cinsellik, hayatın bir gerçeği olarak kabul ediliyordu. İnsanın cinsel yaşantısını çok yönlü ele alan Masters ve Johnson&#8217;ın ünlü kitabına göre bu tablo, Musevi dininin doğması ile kökten değişmiş, kutsal kitaplar cinsel davranışı kısıtlayan yazılarla dolmuştur; evlilik dışı ilişkiler yasaklanmış, eşcinsellik larıetlenmiştir(l, 5:12). Hıristiyanlığın özellikle ilk yılları cinsel konularda Musevilikten ve Yunan&#8217;dan çok etkilenmiştir. Örrıeğin Yunan&#8217;da eros sözü ile cinsel bedensel aşk anlaşılmaktaydı ve bu cinsel aşk ile, ruhsal-spiritüel aşkın farklı oldugu kabul edilmekteydi. Bu temel fark Hıristiyanlığa da aynen geçmiş, Hıristiyan dininde aşkın erotik olmayan, ruhsal yönü önemsenmiş, kilisenin katı kuralları ve sınırlamaları zaman zaman ciddi boyutlara ulaşmıştır. Hatta Aziz Augustinus, gençliginde çok renkli erotik tecrübeler yaşadığı halde sonra tövbe etmiş ve &#8220;İtiraflarım&#8221; adlı kitaplarında cinselliğin her şeklini acımasızca ayıplamış ve eleştirmişti. Onun itirafları ve baskıları, kiliseye ve insanların cinsel yaşamına büyük ölçüde yön vermiştir (1, s:13). Kilisenin baskısı 12. ve 13. asırlarda çok güçlü biçimde devam etmiş, teoloji adeta günlük yaşamın kuralları ve kanunlarıyla eşanlamlı hale gelmiştir. </p>
<p>Fakat kilisenin iddia edilen resmi politikaları ile gerçek uygulamalar arasında büyük farklar oldugu da bir gerçektir. Gerçek uygulama alanındaki çeşitli eleştiriler arasında &#8220;kiliselerin cinselliğin sıcak yatakları oldugu&#8221; da sık sık dile getirilmişti (1.s:13) Bilindiği gibi, 12. ve 13. asırlarda toplumun üst sınıflarında romantik, saf ve temiz aşklar şiire, şarkıya ve edebiyata egemendi. Bu romantik aşkın tıpkı Hıristiyanlığın ilk yıllarındaki gibi cinsellikten çok ayrı oldugu esprisi işleniyordu. Ama diger yanda toplumda iffet kemerleri ortaya çıkmıştı. Üst sınıftan kocalar, tıpkı paralarını kasalarına kilitledikleri gibi, eşlerinin bekaret kemerlerini kilitleyip anahtarları da yanlarında taşıyorlardı. Kısaca gerçek yaşamdaki uygulama, kilise politikası ile aynı doğrultuda değildi, En sonunda 16. ve 17. asırlarda Avrupa&#8217;da dinsel baskılar azalırken cinsel sınırlamalar gevşemeğe başlamış, romantik aşka daha az yer verilir olmuştu. Çünkü Martin Luther ve Calvin reformları Katolik Kilisesi kadar baskılı değildi. Böylece bu yıllarda İngiltere ve Fransa&#8217;da daha büyük hoşgörü yaşanırken Püriten ahlak kuralları bu kez Kuzey Amerika&#8217;yı etkisi altına alıyordu. Evlilik dışı cinsel yaşam dışlanıyor, bunu yapanlar dövülüyor-kamçılanıyordu (1, s:14). </p>
<p>Amerika&#8217;da püriten etik 19. asır sonlarına kadar sürdü. Fakat sınırlar genişledikçe, şehirler kozmopolit havaya büründükçe bu püriten baskılara rağmen fahişelik artmaya devam etti. 1840&#8217;da fahişeliğe karşı büyük mücadeleler verildi, genelevler kapatıldı, pornografi ve alkol yasaklandı. Fakat baskılar arttıkça el altından pornografi yaygınlaştı. Alt sınıf kadınları fahişeliğe itilirken, üst sınıftan kadınların cinsel yaşamdan nasıl büyük zevk aldıklarıyla ilgili yazılar yayınlandı (1, s:15). 1800 yılı ortaları Avrupa&#8217;da Viktorya dönemi denilen çağdır. Bu dönemde Avrupa gene en genel anlamda sofuluğu yaşamıştır. Ancak bu kez tutuculuk ve sofuluk dinle daha az bağlantılıydı. </p>
<p>Viktorya döneminin temeli, cinselliğin baskıya alınmasıdır. Çocuk ve kadınlarda saflık ve masumluk çok vurgulanırdı, çünkü düşüncelerin ve konuşmaların kolaylıkla cinselliği çağrıştırmasından korkulurdu. En masum hareketler i bile tabu idi. Her ihtimale karşı cinsellik insanın imaj inasyonunu zorlar endişesiyle. bir bayana bir pilicin bacağını sunmak bile nazik olmayan bir hareket gibi görülüyordu (1, s:15). Bu tutuculuk giyim ve yaşam biçimini de değiştirdi, kadınlarda topuklara kadar uzanan etekler, uzun kollu ve çıplak boynu göstermeyen yüksek yakalı elbiseler moda oldu. Eğer evli değillerse, bir kadın yazarla erkek yazarın yazdığı kitapların yan yana kitap raflarına konması bile hoş karşılarımıyordu. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, bır gerçeği ortaya koymaktadır. Victorya döneminde kadınlar seks objesi gibi düşünülmekten, kendilerine öyle davranılmasından çok rahatsızlık duyuyorlardı. Gerçekte bu kadınlar bir bakıma sofuluğu bir maske gibi kullanma savunmasındaydılar, yani kendi cinselliklerini bilinçdışı redderek, cinselliği bilinçdışı inkar ederek, kendilerine seks objesi gibi davranılması olasılığını uzaklaştınyer böylece, bir çeşit cinsel özgürlüğü başarıyorlardı. </p>
<p>Bu dönemde bilim ve tıp da bu tutuculuğa uygun yorumlar getiriyordu. Bugün prestij i çok yüksek bir tıp dergisi olan British Medical Journal, 1878&#8217;de, aybaşı görmekte olan kadınların dokunduğu etlerin bozulduğunu destekleyen çok sayıda doktor mektubu yayınlanmıştı (s: 17). Evrim kuramının babası olan Darwin bile, erkeğin kadından üstün olduğunu yazıyordu. Ona göre kadında cinsel yaşamdan zevk alma yeteneği bulunmuyordu, fiziksel ve entellektüel anlamda erkekten aşağı kabul ediliyordu (1, s: 17). &#8220;S.Freud&#8217;un 1880&#8217;li yıllarda çocukta cinselliğin varlığını ortaya atması, Psikoseksüel gelişim kuramını geliştirmesi, Psikoanalizi kurması dünyayı altüst eden kavramlardı. Freud&#8217;u Kinsey&#8217;in çalışmaları izledi. 1894-1956 da gerek Kinsey, gerek Freud küçük kız ve erkek çocuklardaki mastürbasyon yeteneğini ortaya koydular. Bu gerçekler, &#8220;iyi kadın, cinsel istekleri olmayan kadındır&#8221; biçimindeki Viktoryen düşüncelerin tümünü yıktı. Freud cinsel problemlerdeki psikolojik faktörleri gösterdi. &#8220;(1) Daha sonra, birinci dünya savaşı &#8216;bir kitlesel büyük sosyal değişimle herşeyi kökten değiştirdi. Masters ve Johnson&#8217;ın &#8220;Sex and Human Lovlng&#8221; adlı kitabında Avrupa&#8217;da Hıristiyanlığın ilk yıllarında büyük cinsel baskılar yaşanırken İslam, Hındu ve Doğu dinlerinde cinsel konulara büyük hoşgörünün varolduğundan söz edilmektedir. Buna göre Çin&#8217; de cinsellik saygı duyulan bir kavramdır; Hindistan&#8217;da Kama Sutra, Augustinus&#8217;un İtiraflarım adlı kitabı yazdığı yıllarda, Hintçe &#8220;cinsel ilişkide metodlar&#8221; el kitabını ayrıntılarıyla yayınlamıştır. Eski Çin ve Japonya&#8217;da benzeri el kitapları ile cinsel doyuma ulaşma yolları açıklanmıştı (1, s: 13). 1989 yılında &#8220;The Women&#8217;s History of the World&#8221; adıyla yayınlanan bir başka kitapta, yazar Miles&#8217;in görüşlerinin bütün bunlara hayli paralel olduğunu vurgulamak isterim (2&#8243;. s: 88-91). Aynen şöyle diyor İngiliz yazar Rosalind Miles: &#8220;Bütün eski patriarkal toplumların aksine, İslam&#8217;ın kadına karşı tutumu çok şaşırtıcıdır. </p>
<p>Sonraki yıllarda kadına peçe taktıran, çarşaf giydirip erkekten ayıran ve kadına çok büyük baskı yapan İslam dini, ilk çıktığı yıllarda çok insancıldı, çok serbest idi. İslam öncesi Arap toplumlarında kadının birden çok erkekle evlenme hakkı vardı; eğer hamile kalırsa çocuğunun babası olmasinı istediği erkeğin adını söylemesi yeterli idi ve kimse bunu reddetmezdi.&#8221; (s: 89). &#8220;Bedevi kadın, kocalarından birini boşamak istediği zaman, çadırının kapısının yerini değiştirmesi yeterliydi.&#8221; Rosalind Miles&#8217;a göre şimdiki İslam kadınlan için bütün bu özgürlükler masal gibi görülebilir (s: 89). Ama bunlar birer gerçektir, hatta bu Muhammed&#8217;in evliliğinde bile söz konusu olmuştur. Peygamberle evlenmek istediği zaman Hatice, bir kadın aracı göndererek Muhammed&#8217;e evlenme teklif etmiş ve böyle evlenmişlerdir (2, s: 89). &#8220;İslamiyetin ilk yıllannda kadınlar erkeklerle beraber silahlarını alıp savaşırlardı. Hamile karnının etrafına kılıç takıp savaşan kadın çoktu. Kadınlar rahatça fikirlerini de söyleyebilirlerdi. Örneğin Muhammed&#8217;in en küçük eşi olan Ayşe bıçak gibi sivri dili ile Muhammed&#8217;i düzeltmek ve ona karşı gelmekte hiç tereddüt etmezdi. Diğer erkeklerin önünde Muhammed ile teoloji tartışırdı. </p>
<p>Hatta bir keresinde Hz. Muhammed &#8220;Allah Peygambere izin vermiştir, Peygamber istediği kadar kadınla evlenebilir&#8221; dediği zaman, Ayşe&#8217;nin cevabı &#8220;bakıyorum Allah daima senin istediklerine hemen anında cevap veriyor&#8221; olmuştu (2, s: 89-90). İslamiyet öncesi kadının cinsel yaşamı konusundaki başka kaynaklar da Miles&#8217;in görüşlerini doğruluyar. 1988&#8217;de Kültür Bakanlığınca yayınlanan &#8220;çağlar Boyunca Türk Kadını&#8221; adlı kitaba göre Türklere ait bilgiler M.Ö. 4 bin yıl gerilere kadar ulaşır. </p>
<p>Bilgileri oradan aynen aktaralım: &#8220;Eski Türklerde kadın ata biner, silah kullanabilir, savaşabilirdi. Eski Türklerde elçilerin kabulünde Hakan ve Hatun beraber bulunurdu; savaş kuruluna Hatun da üye idi. Rivayete göre böyle bir savaş kurulunda Cengiz Han kumandanlan, eşine şöyle tanıtmıştı: &#8220;Ben bunların HAN&#8217;larıyım, sen de benim HAN&#8217;ımsın &#8220;Hanım&#8221; sözünün kökü, bu kitabın 115. sayfasına göre buradan gelir?&#8217;, Gene bu kitaba göre tarihteki devletler arasındaki ilk yazılı antlaşma Mısır ile Hititler arasında imzalanmıştır, Antlaşmada Hitit tarafında kral ile beraber kraliçenin de imzası vardır'&#8221;, Kısaca bu dönemle ilgili yayınlara göre eski Türklerde kadının toplumsal durumu çok iyiydi, erkek ancak tek kadınla evlenirdi, çocuk üzerindeki velilik hakkı, baba kadar anneye de aitti. Miles&#8217;in kitabında yazılanlara göre, Anadolu&#8217;da pek çok tanrıça heykeli bulunmuştur. M.Ö.6000 yılına ait Çatalhöyükte 40 kadar höyükte ortaya çıkan kadın Tanrıça heykelleri gibi (2, s: 38). M.Ö. beş bin yılına ait Hacılar köyü kazıları aşk yapan Tanrıça heykellerini ortaya çıkarmıştır. M.Ö. 2300 yıllarında, şimdiki Irak&#8217;ın bulunduğu bölgede yaşayan Sümerlerde ilk Tanrı, bir kadındı. Kısaca, tarih öncesi karanlıklardan insanın çıktığı ilk yerleşme yerleri ile ilgili kazılar, o yıllarda Tanrının bir kadın oldugunu göstermektedir. Tanrı bir kadındı. Ana Tanrıça, insan yaşamında temeldi. İşte bu noktada Miles sormaktadır: Peki önceleri kadın olan Tanrı, sonra nasıl erkek Tanrıya dönüştü? İslam öncesinde böylesine Tanrı katında yüksek yeri olan kadın, yerinden nasıl indirildi? (2, s: 91). Miles&#8217;e göre tek Tanrı kavramına dayanan beş bÜYÜk din yani Yahudilik, Budizm, Konfüçyusçuluk, Hristiyanlık ve Müslümanlık kendi yapılarına uygun bıçimde, erkeğin üstünlügünü vurgulamışlardır. Burada kadını aşağılayarı tutum, sistemin kendi tabiatından kaynaklanır. Tek Tanrıcılık sadece bir din değil, udretle de ilişkili bir kavramdır. Tek Tanrı fikri, tek tanrının üstünlüğü üzerine bina edilir. Bir Tanrı herşeyin üstündedir. Bu sistem kaçınılmaz biçimde bir hiyerarşi yaratır. Güçlünün zayıf, inananın inanmayan üstünde gücü vardır. Tek tanrılı din &#8220;Allah Baba&#8221; kavramını yaratmıştır. Tanrı erkek olunca, kadın hiyerarşide onun altına düşmüştür. Aziz Augustinus bunu şöyle ifade eder: &#8220;Erkek tek başına Allah&#8217;ın suretinde yaratılmıştır, oysa kadın Allah&#8217;ın sureti değildir. Hiyerarşide erkek Allah&#8217;ın altındadır, kadın da onun altında yer alır&#8221;. </p>
<p>Böylece Miles&#8217;a göre tek Tanrıcılığın kabulü ile kadınlar ikinci sınıf varlıklar olmaya mahkum edilmişlerdir (2, s: 92). &#8220;En son din olan İslam dini Yahudilikten ve Hıristiyanlıktan çok etkilenmiştir. Nitekim Muhammed tek Tanrı konusunda çok ısrar etmiş ve İslamiyet Allah&#8217;ın tek ve en büyük olduğu prensibi üzerine kurulmuştur. Miles&#8217;a göre İslamiyet&#8217;in kabulünden bin yıl kadar sonra Arap tarihçileri şunu ortaya koymuşlardır: Arabistanda çok sayıda kadın, Muhammed&#8217;in savunduğu tek Tanrı,Allah baba kavramı yerine, &#8220;Kadın Tanrı&#8221;, &#8220;Cennetin Kraliçesi&#8221;, &#8220;Ölüm ve Hayatın Anası&#8221; Kavramlarını yerleştirmeye çalışmışlar ve bu uğurda büyük savaşlar olmuş, sayısız kadın silahlanmıştır. Hind al Hannud adlı kadın bunların arasında en korkusuzudur. Kureyş kabilesinin lideri olan bu kadın M.S. 624&#8217;de Bedir savaşında doğrudan Muhammed&#8217;le savaşmış, ancak yenilmişti (s: 94). Özetle Miles&#8217;in yorumuna göre tek Tanrılı ve Tanrısı erkek olan bütün dinlerde kadının yeri, erkeğin altına konmuş ve asırlarca insanlar kadının erkekten aşağı konumda bulunduğuna inandırtlmıştır (2, s: 95). Üstelik din kitapları şunu savunur: Cennette Adem&#8217;i günaha sokan havva idi, Havva&#8217;yı günaha sokan Adem değildi. Böylece ilk kadın ilk erkeği günaha zorladığına göre, onun soyundan gelen tüm insanlar da kadının suçluluğunu, günahkarlığını ve erkeğin üstünlüğünü kabul etmek durumundadır'&#8221;, Nitekim Gazali&#8217;nin şöyle dediğini bildiriyor gene Miles: &#8220;Allah&#8217;ın yasakladığı yasak meyvayı, ilk Havva yediği için Allah onu 18 şeyle cezalandırdı. Bunlardan biri kadının her ay adet görmesidir, ötekisi çocuk doğurmadaki sancısıdır. Kadın evlenince aileden ayrılacak, eve kapatılacaktır&#8221; vs'&#8221;, Bütün bunlar bizi kadın-erkek eşitliğinde toplumsal değer yargıları ve tutumlar konusuna getirir. Bu alanda yazılmış kitaplardan, tarih boyunca hemen hemen tüm ülkelerde, kadının bir yanda yüceltildiğini diğer yanda aşağılarıdığını anlıyoruz. Bilindiği gibi ilk kez 1789&#8217;da Fransız devrimi kadın-erkek bütün insanların eşit olduğunu dünyaya duyurmuştu. </p>
<p>Buna karşın gelişmiş ülkelerde bile kadınların siyasal haklarına kavuşmak yolunda uzun yıllar büyük çaba gösterdiklerini biliyoruz. Kadın hakları akımı geliştikçe, kadının eş ve anne olarak erkek karşısındaki yeri önce gelişmiş ülkelerde yavaş yavaş yükselmiştir. Ancak gelişmiş ülkelerde bile kadın-erkek hemen bütün insanların kollektif bilinçaltında, kadına karşı bazı çelişik duyguların ve çelişik değer yargılarının bugün de devam ettiğini biliyoruz. İşin ilginç yanı, kadınların kendilerinin de erkek karşısında içlerinde bir eksiklik ve yetersizlik duygusunu hissetmiş olmalarıdır. Hatta buna, önceki yıllarda, &#8220;kadında başarı korkusu&#8221; denilmişti. Yani kadınların erkek yanında farkında bile olmadan kendilerını daha güvensiz, erkeğin desteğine gereksinimleri varmış. ya da sanki erkeğin denetimindeymişler gibi ıSsettiklerı dikkati çekmekteydi. Bunun en somut örneği, kadınların kadın doktora, kadın bilim insanına, milletvekiline yani kendi cinslerine daha az güven duymalarıydı. Gerçekten kendine güveni olan, atak, girişken kadın uzun süre yadırganmış, bunlar temelde erkeksi özellikler olarak değerlendirilmişti. Böyle bir atak ve girişken kadın S.Freud tarafından bile önceleri Oedipus kompleksini çözememiş. nörotik bir kadın gibi görülmüştü. Çünkü Freud psikana1iz kuramını ilk geliştirdiği yıllarda, kadının pasif, narsistik (yani kendine hayran) ve mazohist (yani kendine eziyet edilmesinden, canının yanmasından hoşlanan) özelliklere sahip olduğunu savunuyordu. Bunun tamamen aksine bu temel özelliklerden yoksun, atak ve girişken kadının penis kıskançlığını yenememiş saldırgan, nörotik bir kadın olduğunu kabul ediyordu. Ancak Freud, sonraki yıllarda kendisi de kadın konusunu çok iyi geliştirmemiş olduğunu farketmiştir. Nitekim bu görüşler günümüzde yavaş yavaş artık aşılmaktadır. Kadınlar daha iyi eğitim yaptıkça, ekonomik bağımsızlıklarını kazandıkçabu ön yargıyı yenmektedirler. Freud&#8217;dan sonraki yıllarda kadın analistler, özellikle Karen Homey, Helena Deutch ve Clara Thornpson, yaygın biçimde bilinen ve kızların erkeğin sahip olduğu penisi kıskanması olarak özetlenen Oedipus Kompleksi konusuna yeni bir anlayış getirdiler; erkeklerin de kadının çoğalma gücünü, kudretini ve kadınlık organını kıskandığını ileri sürdüler. </p>
<p>Hatta Horney &#8220;uzun süre&#8217;kadınların analizini yaptıktan sonra erkeklerin analizine başladığım zaman, erkeklerde hamilelik, kadın olma ve anne olabilme kıskançlığının ne kadar şiddetli olduğunu büyük bir şaşkınlıkla gördüm&#8221; demişti&#8217;? .: Bu analistlere göre, kadındaki erkeklik kompleksinin, erkekteki kadınlık kompleksinden daha çok bilinmesinin nedeni, tamamen içinde yaşadığımız koşulların sonucudur, Toplumlarda erkeğe daha çok önem verildikçe, kadın kendini aşağı gibi hissetmiş ve sonuçta erkek olmaya gerçekten im ren miştir. Gerçekte penis kıskançlığı olarak adlandırılan durum, kültürümüzdeki kadınların durumunu sembolik biçimde temsil etmektedir, yani kadınlar erkeğin cinselorganı olan penisi değil, toplumdaki durumlarını kıskanmaktadırlar'&#8221;. 1960&#8217;lı yıllardan başlayarak, kadın konusunun çağdaş psikiyatri ve psikoloji alanlarında hayli yoğun biçimde ve derinliğine incelendiği görülür. Örneğin 1963 yılında Maccoby, kadının pasif olduğu düşüncesi kocaman bir yalandır sözleriyle ilk çıkışını yaptı. Kız ve erkek çocukları arasında el becerisi ve ilgi alanında farklılıklar olabilir, ama zeka, algılama ve anlama yetenekleri hiçbir şekilde cinsiyete bağlı özellikler değildir görüşleri savunuldu. Günümüzde en akılcı ve geçerli analitik kuramları geliştiren hiç kuşkusuz Ego Psikolojisinin temsilcilerinden Erik Erikson&#8217;dur, Erikson hiç tartışmasız bir deha olan Sigmund Freud&#8217;un görüşlerini kendisine temel almakla birlikte, onun femininite ile ilgili kavramlarını süpheyle karşıladığını açıkça belirtmişti. Oedipus Kompleksi kavramı günümüz çağdaş psikanalizinde de hala merkezde bir yer almakla birlikte, bu gelişimde çok çeşitli etkenlerin söz konusu olduğu asla gözden uzak tutulmamalıdır. Örneğin iyi anne olma, savunulduğu gibi kadının mazohizmi ile açıklanamaz• iyi annelik onun kadınlığının eksikliklerini telafi biçimı de değildir. Tamamen aksine, bir kadının iyi anne olma yeteneği onun tüm kişiliğinin olgunluğuna ve egosunun dengesine dayanır, ruh sağlığı normalolan bir kadının yaşamdaki tüm amacının kendi istek ve gereksinimlerini tamamen yok sayarak, sadece çocuklarının ve eşinin doyumuna dönüştürmesi normal kabul edilemez, bu aşırı fedakarlık sağlıklı değildir. </p>
<p>Çünkü kendi gereksinimleri ile çocuğunun veya eşinin gereksinimleri arasında bir denge sağlayabilmesidir. Kadın mazohist değildir, zayıf ve güçsüz de değildir. Günümüzde kadının kendine güvenebilmesi, toplumda seçkin bir yer alabilmesi için mutlaka bir erkeğin desteğine gereksinimi olduğu düşüncesi artık anlamını kaybetmiştir. Bütün bunlara rağmen, hala erkek egemenliğindeki toplumda kadınların büyük güçlükleri olduğu da yadsınamaz. Örneğin toplumda kadından beklenen geleneksel rollere uymayan ve düşündüğü gibi yaşama cesareti göstererılerinbugün hala özel yaşamda ya da toplumda zaman zaman büyük yalnızlığa itildikleri de bir gerçektir. Fakat herhalde en acı olan nokta da bu kadınların geleneksel rollere uydukları ve baskılara boyun eğdikleri durumda da bu kez kendi içlerinde derin bir başarısızlık duygusunu yaşamalarıdır. Ülkemizde güvenilir istatistiklerin bulunmaması nedeniyle gene yurt dışı kaynaklara dayanarak, 1970&#8217;li yıllardan beri gelişmiş ülkelerde psikiyatristlerden en çok yardım isteme gereğini duyanların yirmi ile kırk yaşları arasındaki kadınlar olduğunu söylemek onların bu konudaki olası içsel çelişkilerine ya da toplumla çatışmalarına, kısaca tepkilerine ve mutsuzluklarına herhalde bir açıklama getirmektedir.<br />
Prof. Dr. Aysel EKŞİ</p>
<p>&lt;p&gt;The post <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net/genc-kizlarimiz-ve-cinsellik">Genç Kızlarımız ve Cinsellik</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.bilgine.net">Güncel ve Yararlı Ansiklopedik Bilgiler BilgiNe.Net</a>.&lt;/p&gt;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgine.net/genc-kizlarimiz-ve-cinsellik/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
